
Türkiye’deki ekonomik koşullar, yatırımcıları yurt dışı ticari gayrimenkul pazarlarına yönlendiriyor. Bu pazarlar; bilgi şeffaflığı, fiyat istikrarı ve finansmana kolay erişim gibi avantajlar sunar. Başarılı bir yatırım için Türkiye’deki alışkanlıkları bırakmak ve yerel dinamiklere uyum sağlamak esastır. Gelişmiş pazarlarda kolektif yatırım yapıları yaygındır ve kredi kullanımı, ülkede ticari geçmiş oluşturduktan sonra kolaylaşarak kaldıraç etkisiyle sermaye verimliliğini artırma fırsatı sunar.
Son yıllarda Türkiye’deki ekonomik koşullar, kira artışlarına getirilen sınırlamalar ve paranın değer kaybı gibi faktörler, yatırımcıları yurt dışı gayrimenkul pazarlarına yöneltmektedir. Yatırımlarını çeşitlendirmek isteyen bireyler ve kurumlar için sınır ötesi ticari gayrimenkul yatırımları cazip bir alternatif olarak öne çıkıyor. Ancak, Türkiye ve gelişmiş Batı pazarları arasında yatırım kültürü, piyasa dinamikleri ve finansman olanakları açısından önemli farklılıklar bulunmaktadır.
Bu yazıda, yurt dışında ticari gayrimenkul yatırımı yapmayı düşünen profesyoneller için gelişmiş pazarların dinamiklerini ve Türkiye piyasası ile olan temel farklarını ele alacağız.
Gayrimenkul yatırımları genellikle yerel dinamiklere bağlıdır. Yatırımcılar kendi şehirlerinde veya ülkelerinde, yerel para birimiyle borçlanarak yatırım yapmayı tercih ederler. Ancak küreselleşen dünyada sınır ötesi yatırımlar giderek yaygınlaşmaktadır. Türkiye’den yurt dışına yatırım yaparken karşılaşılan en temel farklar şunlardır:
Yurt dışındaki gelişmiş bir gayrimenkul pazarına yatırım yaparken en önemli kurallardan biri, Türkiye’deki yatırım alışkanlıklarını ve beklentilerini bir kenara bırakmaktır. İki pazarın dinamikleri, kuralları ve işleyişi birbirinden tamamen farklıdır. Oradaki piyasa koşullarına uygun bir zihniyetle hareket etmek, başarılı bir yatırım için kritik öneme sahiptir.
Türkiye’de gayrimenkul yatırımı genellikle “tapu severlik” olarak tanımlanan bireysel mülkiyet odaklıdır. Yatırımcılar, mülkü bireysel olarak ve tapusuyla almayı tercih ederler.
Buna karşın gelişmiş Batı pazarlarında yatırımlar daha çok kolektif yapılar aracılığıyla gerçekleştirilir. Özel amaçlı şirketler (SPV), gayrimenkul yatırım fonları (GYF) gibi kurumsal çatılar altında yatırım yapmak oldukça yaygındır. Bu yöntemler, hem yönetim kolaylığı hem de vergisel avantajlar sunar.
Türkiye’de mahkemeler, özellikle kira uyuşmazlıklarından kaynaklanan davalarla doludur ve bir davanın sonuçlanması üç yılı veya daha uzun süreleri bulabilmektedir. Gelişmiş piyasalarda ise paranın istikrarlı, bilginin şeffaf olması sayesinde bu tür uyuşmazlıklar oldukça nadirdir. Hukuki süreçler daha hızlı ve öngörülebilirdir.
Yurt dışı yatırımlarında en çok merak edilen konulardan biri de kredi kullanımıdır. Bireysel yatırım yerine, vergisel avantajları nedeniyle şirket kurarak yatırım yapmak daha doğru bir yöntemdir. Yabancı bir ülkede kredi kullanmak istediğinizde, bankalar ve finans kurumları genellikle kurulan şirketin yöneticilerinin o ülkedeki ticari geçmişine bakar.
Bu nedenle, bir yatırımcı grubunun o ülkedeki ilk veya ikinci yatırımında standart mortgage kredisi alması zor olabilir. Ancak, ülkede kalıcı olduğunuzu ve ticari bir geçmiş oluşturduğunuzu gösterdikten sonra, özellikle üçüncü yatırımınızdan itibaren kredi bulmak kolaylaşır.
Gelişmiş pazarlardaki en büyük avantajlardan biri de faiz oranlarıdır. Örneğin, kira getirisinin (yield) %6,5-%7 seviyelerinde olduğu bir pazarda, mortgage faiz oranları %4 seviyelerinde olabilir. Bu durum, yatırımcının borçlanarak sermaye verimliliğini artırmasına, yani kaldıraç kullanmasına olanak tanır.
Sonuç olarak, yurt dışında ticari gayrimenkul yatırımı yapmak, portföyünü çeşitlendirmek isteyenler için önemli fırsatlar sunmaktadır. Ancak başarılı bir yatırım için yerel pazar dinamiklerini iyi anlamak, Türkiye’deki alışkanlıklardan vazgeçmek ve bu süreçte bilen bir uzmanın rehberliğinden faydalanmak büyük önem taşır.



