
Türkler konutu sever söyleminin ne kadar gerçekçi olduğu, güncel veriler ve küresel karşılaştırmalarla bu yazıda inceleniyor. Türkiye’de konut sahipliği oranının son 10 yılda %61’den %56 seviyelerine gerilemesi ve kiracılığın artışı ele alınıyor. Komşu ülkelerdeki yüksek sahiplik oranları ve Batı dünyasındaki verilerle kıyaslama yapılarak, toplumsal konut sevgisinin ekonomik gerçeklerle ne derece buluşabildiği analiz ediliyor.
Sohbetlerde sıkça duyduğumuz yaygın bir söylem vardır: “Türkler konutu sever.” Peki, bu genelleme gerçek verilerle ne kadar örtüşüyor? Türkiye giderek kiracı bir topluma mı dönüşüyor, yoksa kendi evinde oturan bir toplum olma özelliğini koruyor mu? Mevcut istatistiklere ve dünya genelindeki örneklere bakarak bu durumu analiz edelim.
Türkiye’deki konut sahipliği verilerini incelediğimizde, yıllar içerisinde aşağı yönlü bir eğilim göze çarpmaktadır. 2014 yılında Türkiye’de konut sahipliği oranı %61 seviyelerindeyken, 2024 yılına gelindiğinde bu oranın %56,1‘e gerilediği görülmektedir. 2025 yılında yapılan hesaplama yöntemi değişikliği ile elde edilen verilere göre ise bu oran %57,1 olarak karşımıza çıkmaktadır.
Mal sahipliği oranındaki düşüşe paralel olarak kiracılık oranlarında da bir artış söz konusudur. Türkiye’deki mevcut durumu şu şekilde özetleyebiliriz:
Türkiye’deki durumu daha iyi anlamlandırmak için diğer ülkelerdeki konut sahipliği oranlarını harita üzerinde incelemek faydalı olacaktır. Ülkeleri coğrafi ve ekonomik yapılarına göre karşılaştırdığımızda ilginç tablolar ortaya çıkmaktadır.
Yakın coğrafyamıza ve doğuya baktığımızda konut sahipliği oranlarının oldukça yüksek olduğunu görüyoruz:
Balkanlar genelinde konut sahipliği ortalamasının yaklaşık %90 seviyelerinde olduğu dikkat çekmektedir.
Avrupa’nın içlerine ve batıya doğru gidildiğinde ise oranların değiştiği gözlemlenmektedir. Avrupa genelinde konut sahipliği ortalaması yaklaşık %70 civarındadır. Öne çıkan bazı ülkelerdeki durum şöyledir:
Verileri bütüncül olarak değerlendirdiğimizde, Türkiye’deki konut sahipliği oranının komşu ülkelere ve gelişmekte olan bazı ekonomilere kıyasla o kadar da yüksek olmadığı görülmektedir. Bu tablo, toplumumuzdaki “konut sevgisinin” mülkiyet edinme gücüyle tam olarak buluşamadığını, bu sevginin biraz daha “platonik” bir düzeyde kaldığını düşündürmektedir.
Konut yatırımları ve sektör dinamikleri hakkında daha derinlemesine bilgi edinmek isterseniz, Gayrimenkul Okulu bünyesinde hazırlanan “A’dan Z’ye Konut Yatırımı” kitabından faydalanabilirsiniz.




