
Prof. Dr. Mustafa Erdoğdu’nun araştırması ışığında Türkiye’deki mülteci akınının konut piyasasına etkileri inceleniyor. Başlangıçtaki plansız “açık kapı” politikası, özellikle sınır şehirlerinde ani bir barınma talebi yaratarak kira ve konut fiyatlarını artırdı. Mültecilerin geçici olduğu varsayımı yanlış çıkarken, zamanla barınma standartlarının yükselmesi talebi canlı tuttu. Mülteci etkisinin yanı sıra döviz kuru ve yabancı ilgisi gibi diğer faktörlere de dikkat çekilerek sürdürülebilir göç ve kalkınma politikalarının önemi vurgulanıyor.
Gayrimenkul Okulu olarak bu yazımızda, Prof. Dr. Mustafa Erdoğdu’nun akademik perspektifinden, Türkiye’deki mülteci akınının konut piyasasına etkilerini ve bu sürecin altında yatan dinamikleri inceliyoruz. Yapılan analizler, konunun sadece bir arz-talep meselesi olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin göç politikaları ve ekonomik yapısıyla da yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.
Türkiye, Suriye’deki krizin başlangıcında, pek çok ülkeden farklı olarak neredeyse koşulsuz bir “açık kapı” politikası izledi. Prof. Dr. Erdoğdu’ya göre bu politika, milyonlarca insanın çok kısa bir sürede ülkeye girişine neden oldu ve bu durum, özellikle barınma altyapısı üzerinde ani bir şok etkisi yarattı. Hazırlanan kampların yetersiz kalması ve sığınmacıların şehirlerde yaşamayı tercih etmesi, özellikle Gaziantep, Şanlıurfa ve Diyarbakır gibi sınır bölgelerinde konut ve kira fiyatlarının ülke ortalamasının çok üzerine çıkmasına yol açtı. Bu süreç, plansız bir göç politikasının barınma piyasasında ne denli hızlı ve derin bir krize neden olabileceğini gösteren önemli bir örnek teşkil etti.
Türkiye’nin başlangıçtaki en büyük yanılgılarından biri, sığınmacıların “geçici misafir” olduğu varsayımıydı. Oysa küresel deneyimler, bir ülkeye savaş gibi nedenlerle sığınan insanların %70’inden fazlasının geri dönmediğini gösteriyor. Bu öngörüsüzlük, uzun vadeli entegrasyon ve iskan politikalarının geliştirilmesini engelledi. Mültecilerin kamplarda kalmak yerine İstanbul gibi büyük metropollere yönelmesi, hem barınma sorununu ülke geneline yaydı hem de sosyal entegrasyon problemlerini derinleştirdi. Yıllar içinde Türkiye’de doğan ve büyüyen yeni nesiller, mülteci konusunun artık geçici bir durum değil, ülkenin kalıcı bir sosyolojik gerçeği olduğunu ortaya koydu.
Mülteci nüfusunun konut piyasası üzerindeki etkisi statik kalmadı. İlk dönemlerde, birden fazla aile acil barınma ihtiyacını karşılamak için tek bir konutu paylaşıyordu. Ancak zamanla, ekonomik durumlarını düzelten ve yaşam standartlarını artırmak isteyen aileler, bağımsız konutlara geçme talebi göstermeye başladı. Bu durum, ülkeye yeni bir göç dalgası olmasa bile mevcut nüfus içindeki konut talebinin artarak sürmesine neden oldu. Dolayısıyla, ilk şokun ardından talep, nitelik değiştirerek piyasa üzerindeki baskıyı canlı tutmaya devam etti.
Prof. Dr. Erdoğdu, mültecilerin konut fiyatlarındaki artışın tek nedeni olmadığının altını çiziyor. Döviz kurundaki yükselişin Türk gayrimenkulünü yabancılar için cazip hale getirmesi ve genel enflasyonist ortam gibi makroekonomik faktörler de fiyatları yukarı taşıdı. Öte yandan, mülteci nüfusunun ekonomik bir avantaja dönüşmesi de zorlu bir süreç oldu. Gelen nüfusun beceri profilinin Türkiye’deki iş gücüyle benzer olması, rekabeti artırarak kayıt dışı istihdamı yaygınlaştırdı. Türkiye’nin kalkınma modelinin, teknoloji ve sanayi gibi katma değerli sektörler yerine gayrimenkule odaklanması da eleştirilen bir diğer nokta oldu. Sürdürülebilir bir refah için, pastayı büyütmeye yönelik yapısal politikalara ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.



