Gayrimenkul Okulu

Gayrimenkul Okulu

Suriyeli Göçmenlerin Konut Piyasasına Etkileri

Gelişmelerden haberdar olmak için kayıt olun!

İçeriği Paylaşın

Mülteci Akını ve Konut Piyasası: Türkiye Deneyimi Üzerine Bir Değerlendirme

Gayrimenkul Okulu olarak bu yazımızda, Prof. Dr. Mustafa Erdoğdu’nun akademik perspektifinden, Türkiye’deki mülteci akınının konut piyasasına etkilerini ve bu sürecin altında yatan dinamikleri inceliyoruz. Yapılan analizler, konunun sadece bir arz-talep meselesi olmadığını, aynı zamanda Türkiye’nin göç politikaları ve ekonomik yapısıyla da yakından ilişkili olduğunu ortaya koyuyor.

Türkiye’nin “Açık Kapı” Politikası ve Ani Talep Şoku

Türkiye, Suriye’deki krizin başlangıcında, pek çok ülkeden farklı olarak neredeyse koşulsuz bir “açık kapı” politikası izledi. Prof. Dr. Erdoğdu’ya göre bu politika, milyonlarca insanın çok kısa bir sürede ülkeye girişine neden oldu ve bu durum, özellikle barınma altyapısı üzerinde ani bir şok etkisi yarattı. Hazırlanan kampların yetersiz kalması ve sığınmacıların şehirlerde yaşamayı tercih etmesi, özellikle Gaziantep, Şanlıurfa ve Diyarbakır gibi sınır bölgelerinde konut ve kira fiyatlarının ülke ortalamasının çok üzerine çıkmasına yol açtı. Bu süreç, plansız bir göç politikasının barınma piyasasında ne denli hızlı ve derin bir krize neden olabileceğini gösteren önemli bir örnek teşkil etti.

Geçici Misafirlikten Kalıcı Gerçekliğe: Entegrasyon Sorunları

Türkiye’nin başlangıçtaki en büyük yanılgılarından biri, sığınmacıların “geçici misafir” olduğu varsayımıydı. Oysa küresel deneyimler, bir ülkeye savaş gibi nedenlerle sığınan insanların %70’inden fazlasının geri dönmediğini gösteriyor. Bu öngörüsüzlük, uzun vadeli entegrasyon ve iskan politikalarının geliştirilmesini engelledi. Mültecilerin kamplarda kalmak yerine İstanbul gibi büyük metropollere yönelmesi, hem barınma sorununu ülke geneline yaydı hem de sosyal entegrasyon problemlerini derinleştirdi. Yıllar içinde Türkiye’de doğan ve büyüyen yeni nesiller, mülteci konusunun artık geçici bir durum değil, ülkenin kalıcı bir sosyolojik gerçeği olduğunu ortaya koydu.

Yıllar İçinde Değişen Barınma Talebi

Mülteci nüfusunun konut piyasası üzerindeki etkisi statik kalmadı. İlk dönemlerde, birden fazla aile acil barınma ihtiyacını karşılamak için tek bir konutu paylaşıyordu. Ancak zamanla, ekonomik durumlarını düzelten ve yaşam standartlarını artırmak isteyen aileler, bağımsız konutlara geçme talebi göstermeye başladı. Bu durum, ülkeye yeni bir göç dalgası olmasa bile mevcut nüfus içindeki konut talebinin artarak sürmesine neden oldu. Dolayısıyla, ilk şokun ardından talep, nitelik değiştirerek piyasa üzerindeki baskıyı canlı tutmaya devam etti.

Ekonomik Etkiler ve Gayrimenkul Dışındaki Faktörler

Prof. Dr. Erdoğdu, mültecilerin konut fiyatlarındaki artışın tek nedeni olmadığının altını çiziyor. Döviz kurundaki yükselişin Türk gayrimenkulünü yabancılar için cazip hale getirmesi ve genel enflasyonist ortam gibi makroekonomik faktörler de fiyatları yukarı taşıdı. Öte yandan, mülteci nüfusunun ekonomik bir avantaja dönüşmesi de zorlu bir süreç oldu. Gelen nüfusun beceri profilinin Türkiye’deki iş gücüyle benzer olması, rekabeti artırarak kayıt dışı istihdamı yaygınlaştırdı. Türkiye’nin kalkınma modelinin, teknoloji ve sanayi gibi katma değerli sektörler yerine gayrimenkule odaklanması da eleştirilen bir diğer nokta oldu. Sürdürülebilir bir refah için, pastayı büyütmeye yönelik yapısal politikalara ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

İçeriği Paylaşın
Piyasa Raporları

Mülteci akınının başlangıcında, Türkiye'nin uyguladığı plansız "açık kapı" politikası nedeniyle özellikle Suriye sınırındaki şehirlerde ani bir barınma talebi şoku yaşandı. Gaziantep, Şanlıurfa ve Diyarbakır gibi illerde kısa sürede kiralarda ve konut fiyatlarında ülke ortalamasının çok üzerinde artışlar gözlemlendi. Bu ilk etki, hazırlıksız yakalanan yerel piyasalardaki arz-talep dengesini bozdu. Mülteciler, acil barınma ihtiyaçlarını karşılamak için genellikle birkaç aile bir arada yaşayarak buldukları konutlara yerleşti. Bu durum, sadece fiyatları artırmakla kalmadı, aynı zamanda mevcut konut stokunun niteliği ve yeterliliği konusunda da ciddi sorunları gündeme getirdi.

Mültecilerin konut piyasası üzerindeki etkisi zamanla azalmadı, aksine dönüştü. İlk geldiklerinde kalabalık gruplar halinde tek bir konutta yaşayan mülteciler, zamanla Türkiye'deki yaşamlarının kalıcı hale geldiğini anladı. Bu süreçte, ekonomik durumlarını düzelten ve yaşam standartlarını yükseltmek isteyen aileler, bağımsız konutlara çıkma talebi göstermeye başladı. Bu durum, yeni bir göç dalgası olmasa bile mevcut nüfus içindeki konut talebinin artarak devam etmesine yol açtı. Dolayısıyla, başlangıçtaki acil barınma ihtiyacı, yerini daha istikrarlı ve bireysel bir konut talebine bıraktı. Bu sürekli ve evrilen talep, özellikle büyük şehirlerdeki konut ve kira piyasası üzerinde önemli bir faktör olmayı sürdürüyor.

Hayır, mülteci akını önemli bir faktör olmakla birlikte konut fiyatlarındaki artışın tek sebebi değildir. Prof. Dr. Mustafa Erdoğdu, mültecilerin yarattığı talebin yanı sıra başka makroekonomik dinamiklerin de etkili olduğunu belirtiyor. Özellikle son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ve döviz kurundaki hızlı artış, Türk Lirası'nın değer kaybetmesine neden oldu. Bu durum, İstanbul gibi metropollerdeki konutları yabancı yatırımcılar için döviz bazında oldukça ucuz hale getirdi. Dolayısıyla, sadece mülteciler değil, aynı zamanda yatırım veya yaşam amacıyla mülk edinen diğer yabancılardan gelen talep de fiyatları yukarı çeken önemli bir unsurdur. Bu nedenle, konut piyasasındaki durumu analiz ederken birden fazla faktörü bir arada değerlendirmek gerekir.

Uzmanlara göre, Türkiye'nin başlangıçtaki göçmen politikası, barınma krizi açısından öngörüsüz ve plansızdı. Milyonlarca insanın kısa sürede ülkeye alınacağı "açık kapı" politikası uygulanırken, bu durumun yaratacağı sosyal ve ekonomik sonuçlar, özellikle barınma ihtiyacı yeterince hesaplanmadı. Mültecilerin geçici "misafir" olduğu varsayımıyla hareket edilmesi, uzun vadeli entegrasyon ve iskan politikalarının geliştirilmesini engelledi. Diğer ülke deneyimlerinden ve uzman görüşlerinden yeterince faydalanılmaması, sorunların kontrolsüz bir şekilde büyümesine yol açtı. Sonuç olarak, anlık kararlarla ve reaktif bir yaklaşımla yönetilen süreç, hem mülteciler hem de yerel halk için ciddi barınma sorunları yaratan bir krize dönüştü.

İlgili Videolar