
Yıl sonu yaklaşırken konut piyasasındaki yatırım fırsatları, dört temel göstergeyle analiz ediliyor. Enflasyondan arındırılmış reel fiyatlar, altın karşısındaki değer, varlık karşılaştırmaları ve asgari ücrete dayalı erişebilirlik endeksleri, konut fiyatlarının uzun dönemli ortalamaların altında seyrettiğine işaret ediyor. Bu durum, potansiyel bir alım fırsatı sinyali verse de piyasadaki belirsizlikler devam etmektedir. Yatırımcıların karar verirken bu güncel verileri dikkate alması önem taşımaktadır.
Yıl sonu yaklaşırken konut piyasasındaki yatırım fırsatlarını değerlendirmek, birçok kişi için önemli bir gündem maddesidir. Konut piyasasının potansiyelini anlamak amacıyla çeşitli ölçümler kullanılmaktadır. Bu analizler, kimi zaman olumlu kimi zaman ise olumsuz sonuçlar ortaya koyarak yatırımcılara kendi finansal durumları doğrultusunda bir yol haritası sunar. Bu yazıda, konut yatırımı karar süreçlerinizi kolaylaştırmak için kullanılan dört temel göstergenin güncel sonuçlarını inceleyeceğiz.
Konut fiyatlarındaki gerçek değişimi anlamak için nominal rakamlar yerine enflasyondan arındırılmış reel değerlere bakmak gerekir. Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE) kullanılarak yapılan bu arındırma işlemi, fiyatların alım gücü karşısındaki durumunu net bir şekilde gösterir.
Son çeyrek verilerine göre konut fiyatlarında -%1,4’lük bir reel değişim gözlemlenmektedir. Bu oran, son birkaç aydır devam eden bir düşüş eğilimini yansıtmaktadır. Mevcut seviye, 2018 kriz dönemindeki oranlarla benzerlik göstermekte olup, Merkez Bankası’nın 2011’den bu yana yayınladığı konut fiyat endeksleri tarihinde görülen en düşük reel değişim oranlarından biridir. Fiyatların bu seviyenin altına inip inmeyeceği veya buradan bir yükselişe geçip geçmeyeceği belirsizliğini korumaktadır. Bu nedenle mevcut veriler, anlık değerlendirmeler için temel alınmalıdır.
Altın, geleneksel olarak önemli bir yatırım aracı olduğundan, konut fiyatlarını altın değeriyle karşılaştırmak piyasa hakkında fikir verir. Türkiye’de uzun dönemli ortalamalara bakıldığında, bir konutun 1 metrekarelik birim fiyatının yaklaşık 15 gram altına denk geldiği görülmektedir.
Ancak 2010 yılının ilk çeyreğinden bu yana elde edilen verilerin son çeyrek ortalaması incelendiğinde, 1 metrekarelik konut birim fiyatının 12 gram altına düştüğü görülmektedir. Bu durum, reel fiyatlardaki gibi, konutun altın karşısında uzun dönemli ortalamasının altında bir değere sahip olduğunu göstermektedir. Bu karşılaştırmada dolar kuru ve küresel gelişmeler gibi faktörlerin altın fiyatlarını, konut fiyatlarından farklı şekillerde etkileyebileceği unutulmamalıdır.
Farklı varlıkların birbirine karşı değerini ölçmek, piyasa dinamiklerini anlamak için kullanılan bir başka yöntemdir. Bu kapsamda, İstanbul’daki ortalama bir konutun fiyatı ile popüler bir otomobil modelinin fiyatı karşılaştırılmaktadır.
2018’den bu yana yapılan ölçümlere göre, İstanbul’da ortalama bir konut alabilmek için gereken değer uzun dönemli ortalamada 2,57 adet Toyota Corolla fiyatına denktir. Son ayın verilerine göre ise bu oran 2,1 adede gerilemiştir. Bu da, konut fiyatlarının bu endekse göre de uzun vadeli ortalamanın altına indiğini göstermektedir.
Konuta erişebilirlik, bir ülkedeki ortalama gelir seviyesi ile konut fiyatları arasındaki ilişkiyi ölçen en temel göstergelerden biridir. Türkiye özelinde bu ölçüm, asgari ücretin tamamı biriktirildiğinde 100 metrekarelik bir konutun kaç yılda alınabileceği üzerinden yapılır.
2013’ten bu yana olan uzun vadeli ortalamaya bakıldığında, Türkiye’de 100 metrekarelik bir konut için 16 yıllık asgari ücretin tamamının ödenmesi gerekmektedir. Son güncel verilerde ise bu sürenin 15,9 yıla indiği görülmektedir. Bu gösterge, asgari ücretin yıllık olarak belirlenmesi ve konut fiyatlarının sürekli değişmesi nedeniyle döngüsel bir yapıya sahiptir. Asgari ücret artışlarının ardından erişebilirlik oranı geçici olarak iyileşse de, enflasyonist baskılarla konut fiyatlarının artması bu farkı zamanla kapatmaktadır.



