
Konut kiralarındaki %25 artış sınırının iş yerleri ve home ofis kullanımlarına etkisi merak konusudur. Hukuki değerlendirmelere göre; sözleşmesi “iş yeri” olan taşınmazlar bu sınıra tabi değilken, barınma amacı taşıyan “home ofis” kullanımlarında %25 sınırı geçerlidir. Sözleşme adını değiştirerek yasadan kaçınmak mümkün değildir ve esas olan kullanım amacıdır. Ayrıca, kira uyuşmazlıklarında arabuluculuk sisteminin dava şartı olması ve yasal süreçlerin detayları bu yazıda ele alınmaktadır.
Gayrimenkul sektöründe son dönemde yapılan düzenlemelerle birlikte, konut kiralarında artış oranının 1 Temmuz 2023 tarihine kadar %25 ile sınırlandırılması, hem kiracılar hem de mülk sahipleri için yeni soru işaretlerini beraberinde getirmiştir. Özellikle konut binaları içerisinde yer alan iş yerleri ve “home ofis” olarak kullanılan dairelerin bu sınırlamaya tabi olup olmadığı en çok merak edilen konuların başında gelmektedir.
Avukat Murat Tezcan’ın hukuki değerlendirmeleri ışığında, kira artış sınırının farklı kullanım türlerine etkilerini ve yasal süreçleri sizler için derledik.
Bir binanın genel statüsü mesken (konut) olsa dahi, kiralanan bağımsız bölümün kullanım amacı kira artış oranının belirlenmesinde temel etkendir. Burada dikkat edilmesi gereken en önemli husus kira sözleşmesinin niteliğidir.
Son yıllarda çalışma hayatının değişmesiyle birlikte evden çalışma (home ofis) sistemi yaygınlaşmıştır. Evinin bir odasını ofis olarak kullanan avukatlar, mimarlar veya serbest çalışanlar için kira artış oranının ne olacağı önemli bir tartışma konusudur.
Hukuki görüşe göre; bir taşınmaz esasen konut amacıyla kiralanmışsa ve barınma ihtiyacını karşılıyorsa, evin bir bölümünün iş amaçlı kullanılması “konut” vasfını değiştirmez. İngilizce kökenli “Home Office” kavramında da asıl unsur “ev” (home) olmasıdır. Bu nedenle:
Home ofis olarak kullanılan taşınmazlarda, konut kiraları için getirilen %25’lik artış sınırı uygulanmalıdır. Kiracının evden çalışıyor olması, sözleşmenin konut kirası niteliğini ortadan kaldırmaz.
Kira artış sınırına takılmak istemeyen bazı mülk sahiplerinin, kira sözleşmesi yerine “hizmet sözleşmesi” veya “mal kullanım sözleşmesi” gibi farklı isimler altında sözleşmeler düzenlemeye çalıştığına dair duyumlar alınmaktadır. Ancak hukuki açıdan bu yöntem kanunu dolanmak olarak nitelendirilir ve geçerliliği yoktur.
Hukukumuzda sözleşmeye verilen isim değil, sözleşmenin içeriği ve muhteviyatı önemlidir. Mahkemeler, bir uyuşmazlık durumunda sözleşmenin adından ziyade, taraflar arasındaki ilişkinin gerçek niteliğine bakar. İçeriğinde bir taşınmazın bedel karşılığında kullandırılması varsa, bu bir kira sözleşmesidir ve kira hukuku kurallarına (dolayısıyla %25 sınırına) tabidir.
Artan kira davaları ve yargı yükünü hafifletmek amacıyla, kira uyuşmazlıklarında arabuluculuk sisteminin dava şartı haline getirilmesi gündemdedir. Tüketici ve ticaret mahkemelerinde olduğu gibi, kira tespit veya tahliye davalarında da tarafların mahkemeye gitmeden önce arabulucuya başvurmaları yasal bir zorunluluk haline gelebilir.
Arabuluculuk süreci, kiracı ve mülk sahibinin tarafsız bir üçüncü kişi eşliğinde bir araya gelerek çözüm üretmesini amaçlar. Bu süreçte:
Sonuç olarak, kira artışlarındaki yasal sınırlamalar ve sözleşme türleri konusundaki belirsizliklerde, temel dayanak her zaman kanunun özü ve sözleşmenin gerçek amacıdır.




