Gayrimenkul Okulu

Gayrimenkul Okulu

Kaçak Yapı ve Konutlara Dikkat Edin!

Gelişmelerden haberdar olmak için kayıt olun!

İçeriği Paylaşın

Boğaz’da Gayrimenkul Yatırımı: Medyaya Yansıyan Olaylardan Çıkarılacak Dersler

Son haftalarda kamuoyunun gündemini meşgul eden iki önemli gayrimenkul olayı, özellikle değerli bölgelerde yatırım yaparken dikkat edilmesi gereken kritik noktaları bir kez daha gözler önüne serdi. Alıcıların yaptıkları veya yapmadıkları işlemler sonucunda karşılaştıkları bu durumlar, tüm gayrimenkul yatırımcıları için önemli dersler barındırıyor. Bu yazıda, bu vakalardan yola çıkarak Boğaziçi gibi özel yasalara tabi bölgelerde mülk alırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ele alacağız.

Vaka Analizi: Vaniköy’deki Köşk ve İmar Suçu

Medyaya yansıyan ilk olay, Vaniköy’de yaklaşık 10 dönümlük bir arazi içinde bulunan iki yapının satışı ve sonrasında yaşanan imar sorunlarıydı. Satış işlemi gerçekleştikten sonra mevcut binaların niteliğinin değiştirilmesi, Boğaziçi İmar Mevzuatı’na aykırı bir durum yarattı ve imar suçu oluşmasına neden oldu. Satış öncesi dönemde yasal olarak var olan bu iki yapı, tadilat sırasında yasal sınırların dışına çıkılarak yenilenmeye çalışıldı.

Bu olaydaki temel sorun, Boğaz bölgesini korumayı amaçlayan iki özel kanunun ihlal edilmesidir:

  • 2960 sayılı Boğaziçi İmar Yasası
  • 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yasası

Söz konusu mülk tarihi eser niteliği taşımadığı için, yapılan işlem doğrudan 2960 sayılı Boğaziçi İmar Yasası’na aykırılık teşkil etmiştir. Bu yasaya göre, Boğaziçi öngörünüm bölgesindeki mevcut yasal yapıların kontur ve gabarileriyle, yani en, boy ve yükseklik ölçüleriyle oynamak mümkün değildir. Yapıların mevcut yasal sınırlarına sadık kalınarak restore edilmesi (ihya edilmesi) gerekirken, olayda bu kurala uyulmadığı görülmüştür.

Boğaziçi’nde İmar Barışı ve Yapı Kayıt Belgesi’nin Durumu

Boğaziçi bölgesi, özel durumu nedeniyle imar düzenlemelerinde farklı bir konuma sahiptir. İstanbul’un Üsküdar, Beykoz, Beşiktaş ve Sarıyer ilçelerinin Boğaz’a bakan kısımları bu özel mevzuattan etkilenir. Öngörünüm bölgesi ve kıyı şeridindeki tüm imar yetkisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ndedir.

Kamuoyunda “İmar Barışı” olarak bilinen düzenleme ilk çıktığında Boğaziçi öngörünüm bölgesi kapsam dışı bırakılmıştı. Daha sonra bazı bölgeler için izin verilmiş olsa da, Anayasa Mahkemesi kararıyla bu durum iptal edildi. Bu süreçte Yapı Kayıt Belgesi alan mülk sahiplerinin durumu ise karmaşık bir hal aldı.

Yapı Kayıt Belgesi sürecinde iki önemli aşama bulunmaktadır:

  1. Başvuru ve harcın ödenmesi: Mülk sahibi, kaçak yapılaşmanın alanını beyan ederek ilgili harcı öder ve Yapı Kayıt Belgesi’ni alır.
  2. Cins tashihi ve tapuya tescil: Belge alındıktan sonra, yapının yasal durumunun tapuya işlenmesi için cins tashihi (yapının niteliğinin tapu kütüğünde değiştirilmesi) yapılması gerekir.

Boğaziçi’ndeki en büyük sorun, birçok mülk sahibinin sadece ilk adımı tamamlayıp ikinci ve en kritik olan cins tashihi adımını atmamış olmasıdır. Ayrıca, daha az harç ödemek amacıyla kaçak alanların eksik beyan edilmesi, cins tashihi aşamasında resmi ölçümlerle uyuşmazlığa neden olmuş ve tapuya tescil işlemini imkansız kılmıştır. Sonuç olarak, tapuya tescil edilmemiş bir Yapı Kayıt Belgesi, Boğaziçi gibi özel koruma altındaki bölgelerde hukuki bir güvence sağlamamaktadır.

Yatırımcılar İçin Kritik Kontrol Noktaları

Boğaz hattında veya benzeri özel yasal düzenlemelere sahip bölgelerde mülk alırken mağduriyet yaşamamak için aşağıdaki adımların titizlikle takip edilmesi gerekir:

  • Proje Dosyalarını İnceleyin: Almayı düşündüğünüz mülkün belediyedeki orijinal mimari proje dosyalarını ve ruhsatlarını mutlaka inceleyin. Mevcut yapının bu projelere uygun olup olmadığını kontrol edin.
  • Yapı Kayıt Belgesi’ni Sorgulayın: Eğer mülkün Yapı Kayıt Belgesi varsa, belgenin tapuya işlenip işlenmediğini, yani cins değişikliğinin yapılıp yapılmadığını mutlaka kontrol edin.
  • Beyanların Doğruluğunu Araştırın: Cins değişikliği yapılmadıysa, Yapı Kayıt Belgesi için beyan edilen kaçak alanların gerçek durumla örtüşüp örtüşmediğini bir uzman yardımıyla tespit ettirin.
  • Profesyonel Destek Alın: Bu tür karmaşık ve yüksek değerli alımlarda bir gayrimenkul değerleme uzmanından, bir hukukçudan ve referansları sağlam bir emlak danışmanından destek almak, ödeyeceğiniz hizmet bedelinin çok ötesinde bir güvence sağlar.
  • Riski Fiyata Yansıtın: Eğer mülkte çözülmesi gereken hukuki veya imar sorunları varsa, bu riskler pazarlık aşamasında mutlaka dikkate alınmalı ve fiyata yansıtılmalıdır.

Mevcut Yasalar ve İstanbul Gerçeği: Yenilenme İhtiyacı

Boğaziçi İmar Yasası gibi 1983 yılında yürürlüğe giren kanunlar, 40 yılı aşkın süredir yürürlüktedir. Ancak İstanbul’un deprem riski ve yapıların zamanla yıpranması gerçeği göz önüne alındığında, bu katı kuralların sürdürülebilirliği tartışmalıdır. Yapıların güvenli bir şekilde yenilenmesine ve güçlendirilmesine imkan tanımayan mevcut düzenlemeler, olası bir depremde bu değerli bölge için de yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, bölgenin doğal ve kültürel dokusunu koruyarak yapıların güncel standartlara göre yenilenmesini sağlayacak yeni ve geniş kapsamlı bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.

İçeriği Paylaşın
Piyasa Raporları

Boğaz’da yatırım yapmanın en temel riski, bölgenin 2960 sayılı Boğaziçi İmar Yasası gibi özel ve katı yasalara tabi olmasından kaynaklanır. Bu yasalara göre, Boğaziçi öngörünüm bölgesindeki mevcut yapıların orijinal en, boy ve yükseklik ölçüleriyle (kontur ve gabari) oynamak kesinlikle yasaktır. Medyaya yansıyan Vaniköy örneğinde olduğu gibi, yasal bir yapının tadilat sırasında bu sınırların dışına çıkılması imar suçu teşkil eder. Yatırımcılar, satın aldıkları mülkün geçmişte yasalara aykırı bir değişikliğe uğrayıp uğramadığını bilmeden büyük bir hukuki sorumluluk altına girebilirler. Bu durum, mülkün değerini ciddi şekilde düşürebileceği gibi, yasal yaptırımlar ve hatta yıkım kararlarıyla sonuçlanabilir. Bu nedenle, en büyük risk, farkında olmadan imar suçu işlenmiş bir mülk satın almaktır.

Boğaziçi bölgesinde alınan bir Yapı Kayıt Belgesi, hukuki güvence için tek başına yeterli değildir çünkü sürecin tamamlanmış olması gerekir. İmar Barışı sürecinde ilk adım, kaçak yapıyı beyan edip harcı ödeyerek belgeyi almaktır. Ancak asıl önemli ve bağlayıcı olan ikinci adım, bu belgenin tapuya işlenerek yapının niteliğinin resmi olarak değiştirilmesi (cins tashihi) işlemidir. Bölgedeki birçok mülk sahibi, eksik beyanda bulunmuş veya cins tashihi adımını tamamlamamıştır. Resmi ölçümlerle beyanlar uyuşmadığında tapuya tescil imkansız hale gelir. Sonuç olarak, tapu kütüğüne işlenmemiş bir Yapı Kayıt Belgesi, yapının yasal statüsünü güvence altına almaz ve alıcı için ciddi bir risk oluşturarak mülkü hukuken kaçak konumda bırakır.

Boğaz hattından bir mülk alırken yatırımınızı korumak için bazı kritik adımlar atmalısınız. Öncelikle, mülkün belediyedeki orijinal mimari proje dosyalarını ve ruhsatlarını inceleyerek mevcut yapının bu projelere uygunluğunu kontrol edin. Eğer bir Yapı Kayt Belgesi varsa, bu belgenin tapuya işlenip işlenmediğini, yani cins değişikliğinin yapılıp yapılmadığını mutlaka sorgulayın. Belge tapuya işlenmemişse, beyanların doğruluğunu bir uzmanla teyit ettirin. Sürecin karmaşıklığı nedeniyle bir gayrimenkul değerleme uzmanı, bir hukukçu ve referansları sağlam bir emlak danışmanından profesyonel destek almak, olası mağduriyetleri önlemede hayati önem taşır. Ayrıca, tespit ettiğiniz tüm hukuki ve imar risklerini pazarlık aşamasında fiyata yansıtmalısınız.

1983 tarihli Boğaziçi İmar Yasası, bölgenin doğal ve kültürel dokusunu korumayı amaçlarken, İstanbul’un deprem gerçeğiyle çelişmektedir. Yasanın katı kuralları, mevcut yapıların boyutlarının değiştirilmesini engelleyerek, binaların modern deprem yönetmeliklerine uygun olarak güçlendirilmesini veya güvenli bir şekilde yenilenmesini neredeyse imkansız hale getirmektedir. Zamanla yıpranan ve güvenlik riski taşıyan bu değerli yapılar, olası büyük bir depremde ciddi hasar görme tehlikesi altındadır. Bu durum, bölgenin korunması ile sakinlerinin can güvenliğinin sağlanması arasında önemli bir ikilem yaratmaktadır. Dolayısıyla, bölgenin kimliğini korurken yapıların güvenle yenilenmesine olanak tanıyacak güncel bir yasal düzenlemeye acil olarak ihtiyaç duyulmaktadır.

İlgili Videolar