
Son dönemde Boğaz’da yaşanan gayrimenkul olayları, yatırımcılar için önemli dersler içeriyor. Özellikle Boğaziçi İmar Yasası gibi özel mevzuatlara tabi bölgelerde, mülklerin yasal durumunu derinlemesine araştırmak kritik önem taşıyor. Medyaya yansıyan vakalar, mevcut yapıların proje ve ruhsatlarına uygunluğunun, Yapı Kayıt Belgesi’nin tapuya işlenip işlenmediğinin ve beyanların doğruluğunun kontrol edilmesi gerektiğini gösteriyor. Bu süreçte uzman desteği almak, olası hukuki ve imar sorunlarına karşı en büyük güvencedir.
Son haftalarda kamuoyunun gündemini meşgul eden iki önemli gayrimenkul olayı, özellikle değerli bölgelerde yatırım yaparken dikkat edilmesi gereken kritik noktaları bir kez daha gözler önüne serdi. Alıcıların yaptıkları veya yapmadıkları işlemler sonucunda karşılaştıkları bu durumlar, tüm gayrimenkul yatırımcıları için önemli dersler barındırıyor. Bu yazıda, bu vakalardan yola çıkarak Boğaziçi gibi özel yasalara tabi bölgelerde mülk alırken nelere dikkat edilmesi gerektiğini ele alacağız.
Medyaya yansıyan ilk olay, Vaniköy’de yaklaşık 10 dönümlük bir arazi içinde bulunan iki yapının satışı ve sonrasında yaşanan imar sorunlarıydı. Satış işlemi gerçekleştikten sonra mevcut binaların niteliğinin değiştirilmesi, Boğaziçi İmar Mevzuatı’na aykırı bir durum yarattı ve imar suçu oluşmasına neden oldu. Satış öncesi dönemde yasal olarak var olan bu iki yapı, tadilat sırasında yasal sınırların dışına çıkılarak yenilenmeye çalışıldı.
Bu olaydaki temel sorun, Boğaz bölgesini korumayı amaçlayan iki özel kanunun ihlal edilmesidir:
Söz konusu mülk tarihi eser niteliği taşımadığı için, yapılan işlem doğrudan 2960 sayılı Boğaziçi İmar Yasası’na aykırılık teşkil etmiştir. Bu yasaya göre, Boğaziçi öngörünüm bölgesindeki mevcut yasal yapıların kontur ve gabarileriyle, yani en, boy ve yükseklik ölçüleriyle oynamak mümkün değildir. Yapıların mevcut yasal sınırlarına sadık kalınarak restore edilmesi (ihya edilmesi) gerekirken, olayda bu kurala uyulmadığı görülmüştür.
Boğaziçi bölgesi, özel durumu nedeniyle imar düzenlemelerinde farklı bir konuma sahiptir. İstanbul’un Üsküdar, Beykoz, Beşiktaş ve Sarıyer ilçelerinin Boğaz’a bakan kısımları bu özel mevzuattan etkilenir. Öngörünüm bölgesi ve kıyı şeridindeki tüm imar yetkisi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Boğaziçi İmar Müdürlüğü’ndedir.
Kamuoyunda “İmar Barışı” olarak bilinen düzenleme ilk çıktığında Boğaziçi öngörünüm bölgesi kapsam dışı bırakılmıştı. Daha sonra bazı bölgeler için izin verilmiş olsa da, Anayasa Mahkemesi kararıyla bu durum iptal edildi. Bu süreçte Yapı Kayıt Belgesi alan mülk sahiplerinin durumu ise karmaşık bir hal aldı.
Yapı Kayıt Belgesi sürecinde iki önemli aşama bulunmaktadır:
Boğaziçi’ndeki en büyük sorun, birçok mülk sahibinin sadece ilk adımı tamamlayıp ikinci ve en kritik olan cins tashihi adımını atmamış olmasıdır. Ayrıca, daha az harç ödemek amacıyla kaçak alanların eksik beyan edilmesi, cins tashihi aşamasında resmi ölçümlerle uyuşmazlığa neden olmuş ve tapuya tescil işlemini imkansız kılmıştır. Sonuç olarak, tapuya tescil edilmemiş bir Yapı Kayıt Belgesi, Boğaziçi gibi özel koruma altındaki bölgelerde hukuki bir güvence sağlamamaktadır.
Boğaz hattında veya benzeri özel yasal düzenlemelere sahip bölgelerde mülk alırken mağduriyet yaşamamak için aşağıdaki adımların titizlikle takip edilmesi gerekir:
Boğaziçi İmar Yasası gibi 1983 yılında yürürlüğe giren kanunlar, 40 yılı aşkın süredir yürürlüktedir. Ancak İstanbul’un deprem riski ve yapıların zamanla yıpranması gerçeği göz önüne alındığında, bu katı kuralların sürdürülebilirliği tartışmalıdır. Yapıların güvenli bir şekilde yenilenmesine ve güçlendirilmesine imkan tanımayan mevcut düzenlemeler, olası bir depremde bu değerli bölge için de yıkıcı sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle, bölgenin doğal ve kültürel dokusunu koruyarak yapıların güncel standartlara göre yenilenmesini sağlayacak yeni ve geniş kapsamlı bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmaktadır.



