
Yüksek faiz ve enflasyon ortamında ‘ev almak mı, mevduatta kalmak mı?’ sorusu, 10 yıllık detaylı bir projeksiyonla yanıtlanıyor. Enflasyon, kredi faizleri ve kira çarpanları dikkate alınarak yapılan analizde, gayrimenkul yatırımının uzun vadede mevduat getirisine kıyasla ciddi bir varlık farkı yarattığı görülüyor. Yazı, matematiksel karşılaştırmaların yanı sıra kira artış riskleri ve tasarruf disiplini gibi kritik faktörleri de ele alarak yatırımcılara stratejik bir yol haritası sunuyor.
Ekonomide faiz oranlarının ve enflasyonun yüksek olduğu dönemlerde, birikim sahiplerinin aklındaki en önemli sorulardan biri şudur: “Yüksek kredi faizlerine rağmen ev mi almalıyım, yoksa paramı yüksek mevduat faizleri ile bankada mı değerlendirmeliyim?” Bu içerikte, 10 yıllık bir projeksiyon üzerinden yapılan detaylı hesaplamalarla, her iki senaryonun finansal sonuçlarını karşılaştıracağız.
Bu karşılaştırmayı yaparken, analizin tutarlı olması adına belirli ekonomik göstergeler ve kabuller üzerinden ilerlenmiştir. Hesaplamada kullanılan veriler şunlardır:
Bu senaryoda yatırımcı, elindeki peşinatı kullanarak ve banka kredisi çekerek konut sahibi olmayı tercih etmektedir. 10 yıllık süreçte karşılaşacağı mali tablo şu şekildedir:
Konutu alan kişi için sadece kredi taksitleri değil, mülkiyetle gelen diğer masraflar da hesaba katılmalıdır:
Yatırımcı ilk yıl; peşinat, taksitler ve masraflar dahil olmak üzere toplamda yaklaşık 199.000 TL nakit çıkışı yapmaktadır.
10 yılın sonunda, enflasyon ve reel değer artışı (yıllık %19.5 nominal artış) hesaba katıldığında, başlangıçta 500.000 TL olan konutun değeri 2.484.000 TL‘ye ulaşmaktadır.
Bu süre zarfında ödenen kredi faizleri, ana para ve tüm yan masraflar toplandığında, yatırımcının cebinden çıkan toplam tutar 1.029.000 TL olmaktadır.
Bu senaryoda kişi, ev almak yerine kirada oturmaya devam eder. Elindeki peşinatı (100.000 TL) mevduat hesabına yatırır. Ayrıca, ev alan kişinin ödediği aylık kredi taksiti tutarından, kendi ödediği kirayı düştükten sonra kalan tutarı da her ay düzenli olarak mevduat hesabına ekleyerek birikim yapar.
Yatırımcının stratejisi iki ana koldan ilerler:
Toplamda, mevduat tercih eden kişinin elindeki nakit varlık 1.411.000 TL olmaktadır. Ancak bu süreçte kiracı olarak toplamda yaklaşık 600.000 TL kira ödemesi gerçekleştirmiştir. Toplam gideri (kira + birikim için ayrılan pay) yaklaşık 1.162.000 TL seviyesindedir.
İki senaryoyu yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan tablo şöyledir:
Sonuç: Hesaplamada kullanılan %18 enflasyon, %14 mevduat faizi ve geçmiş gayrimenkul değer artış verilerine göre; ev satın alan kişi, parasını mevduatta değerlendiren kişiye göre 10 yıl sonunda ciddi bir varlık farkı ile daha avantajlı konumdadır.
Bu hesaplama belirli varsayımlara dayanmaktadır. Yatırım kararı verirken aşağıdaki değişkenlerin sonucu etkileyebileceğini unutmamak gerekir:
1. Gayrimenkul Değer Artışı: Eğer konut fiyatları, geçmiş 10 yılda olduğu gibi enflasyonun üzerinde reel bir artış gösterirse, ev alan kişi hesaplanandan daha da karlı çıkacaktır.
2. Enflasyonun Düşmesi: Eğer enflasyon ve piyasa faizleri hızla düşerse, yüksek orandan (%1.37) sabit faizli kredi kullanan kişi, piyasaya göre yüksek taksit ödüyor konumuna düşebilir. Ancak gelir artışları enflasyonla paralel giderse ödeme dengesi korunabilir.
3. Kiracının Durumu: Mevduat hesabında kiracının 10 yıl boyunca ev değiştirmediği varsayılmıştır. Kiracı sık ev değiştirirse, kira artışları TÜFE yerine güncel piyasa rayiçleri üzerinden (daha yüksek oranda) gerçekleşecektir. Bu durum, kiracının tasarruf edebileceği tutarı azaltarak mevduat getirisini düşürür.
4. Tasarruf Disiplini (Likidite Riski): Bu karşılaştırmadaki en kritik psikolojik faktörlerden biridir. Gayrimenkul “zorunlu” bir tasarruf modelidir; kredi taksitlerini ödemek zorundasınızdır ve evi satmak (likide etmek) zaman alır. Ancak mevduattaki parayı bozmak ve harcamak çok kolaydır. Mevduat stratejisini seçen kişinin, 10 yıl boyunca birikimine dokunmadan ve disiplinle ekleme yaparak ilerlemesi, gerçek hayatta uygulanması zor bir disiplin gerektirebilir.




