
Mevcut ekonomik koşullar, “Konut almak için doğru zaman mı?” sorusunu gündeme getiriyor. Oturmak için ev almak, kiracı-ev sahibi anlaşmazlıklarından kaçınmak adına her zaman mantıklıdır. Ancak yatırım amaçlı alım için durum farklı. Yüksek mevduat faizleri, kira artış sınırı belirsizliği ve zorlaşan kredi koşulları, konut yatırımını cazip olmaktan çıkarıyor. Fiyatlarda reel bir gerileme yaşansa da bu, alım gücünün yetersizliği nedeniyle fırsat yaratmıyor. Evini değiştirmek isteyenler ise belirsizlikten kaçınmak için alım-satım işlemini hızla tamamlamalıdır.
Gayrimenkul piyasası, yatırımcıların ve ev sahibi olmak isteyenlerin her zaman yakından takip ettiği dinamik bir alandır. Özellikle mevcut ekonomik koşullar altında, “Konut almak için doğru zaman mı?” sorusu sıkça gündeme gelmektedir. Bu yazıda, konut yatırımının güncel durumunu, oturmak için ev almanın ve yatırım amaçlı alımın farklarını ve piyasanın geleceğine dair öngörüleri ele alacağız.
Konut alım kararını verirken öncelikle amacın ne olduğu belirlenmelidir. Eğer amaç barınma ihtiyacını karşılamak ve kiradan kurtulmak ise, içinde bulunulan dönem her zaman doğru bir zaman olarak değerlendirilebilir. Özellikle günümüzdeki kiracı ve ev sahibi arasındaki anlaşmazlıklar göz önüne alındığında, kendi evine sahip olmak önemli bir güvence sağlamaktadır.
Ancak amaç yatırım ise, mevcut piyasa koşulları farklı bir tablo çizmektedir. Yüksek mevduat faiz oranları, konut yatırımının getirisini sorgulatmaktadır. Bugün %56 seviyelerine ulaşan faiz oranları, kira ile elde edilecek gelirin çok daha üzerinde bir kazanç sunmaktadır. Bu nedenle, rakamlar yatırım amaçlı konut alımının şu an için cazip olmadığını göstermektedir.
Konut piyasasını yatırım açısından cazip olmaktan çıkaran birkaç önemli etken bulunmaktadır. Bu faktörler, yatırımcıların “bekle-gör” politikası izlemesine neden olmaktadır.
Son dönemde konut fiyatlarında reel bir gerileme yaşandığı görülmektedir. Ancak bu, konut fiyatlarının nominal olarak düştüğü anlamına gelmemektedir. Fiyatlar, artan maliyetler nedeniyle TL bazında yükselmeye devam etmektedir. Reel gerileme, konut fiyatlarındaki artış hızının enflasyon, döviz ve altın gibi diğer yatırım araçlarının gerisinde kalmasıdır. İnsanların alım gücündeki artış bu hıza yetişemediği için piyasada bir “fırsat alımı” ortamı oluşmamaktadır.
Mevcut evini satıp yeni bir ev almak isteyenler için piyasa oldukça zorlayıcı bir hal almıştır. Konut satış sürelerinin ortalama 90 güne kadar uzaması, bu süreci karmaşıklaştırmaktadır. Piyasalar yükselirken hem satılacak hem de alınacak mülkün değeri artmakta, piyasalar düşerken ise her ikisinin de değeri düşmektedir.
Bu dönemde dövizde büyük bir artış beklentisi olmadığı için, evi satıp parayı dövizde bekletmek bir kaldıraç etkisi yaratmayabilir. Bu nedenle tavsiye, eğer beğenilen bir mülk bulunduysa ve mevcut mülk de satılabiliyorsa, pozisyonu kapatarak alım-satım işlemini tamamlamaktır. Bu, belirsizlik ortamında en mantıklı ve huzur verici strateji olabilir.
Tüm bu ekonomik verilerin ötesinde, kişisel bir tercih anı geldiğinde ne yapılmalıdır? Eğer oturulacak bir ev yoksa ve yeterli birikim mevcutsa, ev sahibi olmak mantıklı bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Kiracı ve ev sahibi arasındaki gerilimin her iki taraf için de yıpratıcı olduğu günümüz koşullarında, bu çekişmenin dışında kalmak için mülk sahibi olmak tercih edilebilir. Kiracı, astronomik kira artışlarıyla başa çıkmaya çalışırken; ev sahibi de mülkünün getirisinin enflasyon ve faiz karşısında erimesini istememektedir. Bu durumda, oturma amacıyla ev almak, finansal bir yatırımdan çok, bir yaşam kalitesi yatırımı olarak değerlendirilmelidir.



